Uluslaşmada ki Engel: KABİLECİLİK. PDF Yazdır e-Posta
Cumartesi, 28 Mayıs 2011 01:27

 

Uluslaşma sürecindeki halkların bir açmazı vardır; Hiç bir kabile kendi adından feragat etmek istemez. O isimlere, denize düşmüş yüzme bilmeyen biri gibi, bırakmamacasına sarılırlar: Doğal, insani bir davranıştır. Atalarından devir aldığı, özenle koruduğu, ruhuna, kalbine ve yaşamının her alanına nüfuz etmiş tarihsel adı, bırakmak terk etmek istemez. Koşullar gelip dayattığında, bu direniş onu ya bir üst yapıya, ulusallaşmaya veya yok oluşa doğru sürüklemeye başlar.Çağımızda, uluslaşma sürecini henüz tamamlayamamış Kuzey Kafkasya halkları içinde durum aynıdır.

Kuzey Kafkasya halklarının iki ayağında (Anavatan - Diaspora) algılamalar ve söylemler yüz elli yıldır ayrı ayrı gelişmiştir. Biri biriyle örtüşmezler. Diaspora, 150 yıl önce atalarından devir aldığı algılama ve söylemleri, zamana bağlı olarak kısmen unutarak ve yenilemeden bu günlere getirmiştir. Buna rağmen içinde, birlik ve yakınlaşmayı çağrıştıran öğeleri barındırır.

Oysa Anavatan, özellikle yüz yıldan bu yana, Rus Çarlığı ve Sovyetler Birliğinin uygulamış olduğu, eğitim ve öğretim politikalarının sürekliliği sonucunda, Diaspora’dan farklı bir algılama ve söylem geliştirmiştir. Bunun en bariz örneğini, Batı Kafkasya da halkların adında görüyoruz.

Herkesin bildiği gibi, Adığe halkı, Anavatanda ‘Şapsığ’, ‘Adığe’, ‘Kabardey’, ‘Çerkes’ diye farklı adlandırılmış, siyasi yapı da bu adlandırılmalara göre şekillendirilmiş, eğitim, alfabe farklı farklı hazırlanmış,  dolayısı ile dil ve edebiyat da bu yapılanmadan etkilenerek, her biri kendi doğrultusunda yol almaya çalışmaktadırlar.

Abaza halkı da aynı durumdadır. Güneyli Abaza halka, ‘Abhaz’ adı verilmiştir. Oysa Anavatan ve Diaspora’da bu halk kendini Apsuva olarak tanımlar. Diğer Abaza gurupları da onlara Apsuva der. Kuzeyli Abazalar ise ‘Abazin’ olarak adlandırılmıştır. Oysa bu guruba dahil olan halklar Anavatan ve Diaspora’da kendilerini Aşuva ve Aşkharuva olarak iki gurupta adlandırırlar. Apsuvalar ise bu her iki gurubu birden Aşuva diye tanımlarlar.

Diaspora olarak son zamanlarda, bilinmez bir güç tarafından, bu yanlış algılama ve uygulamayı hayata geçirmeye yönlendiriliyor ve zorlanıyoruz. Anavatan da, dış baskı, eğitim ve yönlendirmelerle suni olarak oluşturulmuş kavramlar Diasporaya taşınıp kabul ettirilmeye çalışılıyor.

Diaspora olarak üzerimize büyük bir görev düşmektedir: Uluslaşmayı hızlandırmak.

Bunun için ne yapacağız: Kabile adlarımızı hiç çekinmeden fırlatıp bir kenara atacağız.

Adığelere düşen görev, Şapsığ, Kabardey, Hatkoy, Abzeh, Besleney, vd. adlarını unutmak ve kendilerini ADIĞE olarak, her yerde ve her zeminde tanıtmak ve tanımlamaktır.

Abazalara düşen görevde Apsuva, Aşuva, Aşkharuva adlarını unutmak ve kendilerini her yerde ve zeminde ABAZA olarak tanıtmak ve tanımlamaktır.

Ubıh halkının ise, iyi ki böyle bir açmazı yok.

Uluslaşmak istiyorsak bu bedeli ödemek zorundayız. Diğer bir söylemle ADIĞE ve ABAZA olmak zorunluluğundayız. Bunu başaramazsak kabileler olarak kalacak, küçük parçalar halinde, kolay bir şekilde, büyük ve baskın dış guruplara adapte(asimile) olup yok olacağız.

İçinde bulunduğumuz yüzyılın tam bu anında, bu işi bir an önce başarabilmenin yol ve yöntemlerini bulmak ve uygulamak zorunluluğu önümüzde aşmamız gereken bir engel olarak duruyor. Bu engeli aşmak, öncelikle kurumlarımız ve aydınlarımızın birincil görev ve sorumluluklarındandır. İvedi olarak bu işe çözüm bulmak zorundadırlar. Halkımıza verdikleri her mesaj ve bilgilendirmelerde ADIĞE ve ABAZA adlarının birlik ve beraberlik simgesi ve tarihsel ortak adlar ve belirleyici kimlik olarak kullanıldıklarını, Anavatan ve Diaspora da bu iki ad etrafında birleşmek gerekliliğini vurgulamalıdırlar.

Başkalarının bizi ayrıştırdığı literatürü kullanmak işimiz değildir, kendimize ait ve birliğimizi sağlayacak literatürü kurmak, düşünsel yapımızı onunla oluşturmak ve geliştirmek, aydınlarımızın ve bizi temsil ettiğini kabul ettiğimiz kurumlarımızın başarması gerekli bir görevdir.

Gelecek yüz yılda var olmak, bir halk olarak hayatta kalmak becerisini göstermek, “biz bir ulusuz” diye gelecek kuşaklara aktarmak istiyor isek, bu kavram kargaşasına bugün son vermek zorundayız. Kimsenin kaytarmaya, savsaklamaya, sulandırmaya hakkı yoktur.

Söylediğimiz bu uygulamayı, sokaktaki herhangi bir hemşerimiz uygulamaya koyacak değildir. Bu uygulamayı önce kurumlarımız ve aydınlarımız, sanatçılarımız hayata geçireceklerdir.

Buradan, Sayın Murat Papsu kardeşime teşekkürlerimi bir daha belirtmek istiyorum. Çünkü ilk kez, bizi nazik bir şekilde uyarmaya çalışarak “Bir adlandırma sorunu; Abhaz mı Abaza mı?” makalesini kaleme alarak, bu gerçeğe değindi. Birileri dikkate aldı mı? Sanmıyorum. Bazı güçler bunu duymak ve konuşmak istemiyorlar.

Ben, özellikle ‘Abhaz’ adına sürekli karşı çıkıyorum. Bu, Apsuva ( Rus ve Gürcü literatürüne göre:’Abhaz’) halkını sevmediğimden, istemediğimden, düşmanı olduğumdan değil,  ABAZA birliğini simgelemediği, çağrıştırmadığı içindir. Çünkü psikolojik olarak hiçbir Apsuva nasıl ‘Abazin’ olmak istemez ise hiçbir Aşuva ve Aşkharuva da Apsuva olmak istemez. Oysa hepsi ABAZA ortak adında birleşirler ve bu sorun da yaratmaz. Üstelik yüzyıllarca ABAZA ortak adıyla anıldılar ve hala kendilerini bu adla tanımlamaktadırlar.

Abhaz Federasyonu’na karşı çıkmamın nedenlerinden biri de bu isimlendirme sorunudur. Çünkü kullanılan ad yabancı literatüre göre: Abhaz = Apsuva dır. Bu durumda, adı geçen federasyonun seçmiş olduğu bu ismi ayrımcıdır. Kim iddia ederse etsin yalnızca, Apsuvaları temsil eder. Birliği, beraberliği temsil eden bir federasyon iddiasını, böylece, isimlendirme ile kendi eliyle sonlandırmış bulunmaktadır.

Bunlara dikkat çekmek ve isimlendirme sorununu gündeme taşımak için “Ne Abhazım Ne de Abazinim, Ben ABAZA’yım”  sloganını dillendirdim. Halkımın gelecek yüz yıllarda da var olabilmesi uluslaşmasına bağlı olduğundan, ABAZA adını dillendirmeye devam edeceğim.

Sorun gelip, başta söylediğimiz Uluslaşma sürecini tamamlayıp tamamlamayacağımıza bağlı olarak önümüzde durmaktadır. Bu sorunu aşmak için diyoruz ki kabile adlarını unutun. Hepimiz ortak bir adla çağrılıp, tanımlanalım. Kendi içimizde ve dışarıda bu ad ulusal benliğimiz olsun. Ortak bir ad olsun, kimse mırın-kırın edip, itirazda bulunmasın.

Aynı durum Adığe kardeşlerimiz içi de geçerlidir. Kabile adlarını tarihe gömmek zorundadırlar. ADIĞE adı altında birleşmek ve bütünleşmek, ulus olarak geleceğe taşınmanın tartışmasız koşuludur.

Uluslaşma aşamasında olan biz ADIĞE ve ABAZA halkı, korkusuzca bu adımı atıp, kabilecilik tutkusundan kurtulup uluslaşmayı becermek zorundayız.

Bu görev kurumlarımız, aydınlarımız, sanatçılarımız ve thamadelerimizin öncülüğünde, korkmadan yılmadan, kapris ve bireyselliklerden kurtulup, halkın geleceği için el ele vererek, çözmeyi başarmak zorunda oldukları acil bir sorundur.

Gelecek ancak bunu başarır isek kurulacaktır.

Bu yolda üstüme düşen görevi yapıyor ve yapacağım. Bütün kurum, aydın, yazar, sanatçı ve toplumumuzun tarihsel önderleri thamadelerimizi bu tarihsel göreve davet ediyorum.

Kaçınılmaz tarihsel ödevler vardır, bu ödevlerden en kaçınılmazı ulusallaşmadır.

ADIĞE-ABAZA halkı, Uluslaşmak istiyorsanız tarihsel kalıntılarınız olan kabileleri unutun, onları tarihin çöp sepetine atın.

Görev, bu konuda sorumluluk hisseden sizleri bekliyor.

En derin sevgi ve saygılarımla.

Zafer Süren AJİBA

Share/Save/Bookmark
Son Güncelleme: Salı, 21 Haziran 2011 18:39
 

Yorum yazabilmek için üye olmalısınız ya da giriş yapmalısınız!

 Subscribe in a reader

top